Mar 04
dün (03 mart 08) uzun süredir kullanmadığım bir banka hesabıma internet üzerinden giriş yapmaya çalıştım. fakat uzun süredir kullanmadığım için parola ve şifre bilgisini dahi unuttuğumdan bilgileri yenilemek durumunda kaldım. ufak bir banka işlemi için girdim ve işimi hallettim.
işlemi yaptıktan birkaç saat sonra kontrol amaçlı tekrar girdiğimde hesabımda hiç benle alakası olmayan bir miktar para gördüm. rakam da bana göre büyük sayılabilecek bir rakamdı. dekont bilgisi görmeye çalıştığımda internet şubesini kullanarak dekont bilgisi göremeyeceğim uyarısını aldım.
çalıştığım bankanın telefon bankacılığını aradığımda onlar da dekont bilgisini göremediklerini ve şubemle görüşmem gerektiğini ifade ettiler. sabah 9 olur olmaz şubeyi aradım fakat onlar da sadece “kısa bir açıklama gördüklerini başka bir bilgi göremediklerini” söylediler. “para hesabınızda dursun” dediler. “para oldu mu sürekli hesap işletim ücreti alıyorsunuz” dedim. “bir süre dursun yanlışlığı yapan kişi mutlaka bizi arar biz de size döneriz” dediler.
daha sonra internet üzerinden başka bir adımdan onların gördüğü kısa bilgiyi ben de görebildim. kısa bilgide bulunan cep telefonunu aradığımda da telefona ulaşamadım. bilinmeyen numaralar servisinden kime ait olduğunu sorguladım. bir şirket ismi verdiler fakat internet üzerinde böyle bir şirket bilgisine de rastlamadım.
şimdi bankadan haber bekler durumdayım. yolda para bulmanın modern versiyonu bu da.
Etiketler: fasa fiso,
banka,
internet bankacılığı,
yanlış hesap
Şub 15
özellikle filistin’le ismi bütünleşen eylemdir istişhad. onlar tanımı bu şekilde yapar. biz ise onlara “intihar eylemcisi” deriz. post modern çağın kavramları kirletmesi, katletmesi tüm hadiselerde ilk ele alınması gereken sorun.
bal arıları ile istişhad eylemcilerinin benzerlikleri vardır. bal arıları canlarına kasıt olduğunu düşündüğünde iğnesini saplar ve ölür. iğneyi batırdıktan sonra ölüp ölmeyeceği konusunda net bilgim yok fakat iğnesini zorda kalmadıkça batırmayan arılar gözönüne alındığında yapılan eylemin bir bilinç çerçevesinde yapıldığı gözüküyor. istişhad eylemcileri de bal arıları gibidir. kendini feda eder. inandığı dünya sonrası hayatı tamamen kendi isteği ile elinde basılı tuttuğu bombanın pimi sayesinde “merhaba” der.
miladi takvim’in şubat ayı; şahid olarak yaşamını sonlandıran ve “onlara ölüler demememiz” gereken güzel insanların dünya yaşamı sonu hikayeleri ile dolu. ismi meydanlarda duyulmayan fakat kendi içlerinde bir kamuoyu bulunan insanlar şubat ayına “şehadet ayı” diye tanım koyarlar.
şubat’ta şehadet demeden, istişhad demeden geçmek olmaz. şubat ayında toprağa düşen güzel insanlardan bir kaçı: malcolm x (amerika), hasan el-benna (mısır), iskilipli atıf hoca (türkiye), hama’da toplu halde şehadete kavuşan insanlar (suriye), halil ibrahim camiinde şehadete kavuşan insanlar (filistin), metin yüksel (türkiye)
ve zincirin son halkası henüz yeni şehadete (13 Şubat 2008) kavuşan İmad Muğniye (lübnan).
Etiketler: dene-me,
filistin,
halil ibrahim,
şehadet,
şehid,
şubat
Şub 06
çok fazla işçi sirkülasyonu olan iki firmada çalışıyorum. aylık 50 kişi girip 40 kişi çıkıyor ortalama çalıştığım firmaya. bölge müdürleri kendi bölgelerinde sürekli her an eleman ihtiyacı olabilir düşüncesi ile insan kaynakları gibi aktif olarak çalışıyorlar.
geçenlerde yeni başlanan bir proje için depo elemanı ihtiyacı hasıl olduğunda bir bölge müdürümüz bir partinin ilçe başkanlığı merkezini arayarak durumu telefonda çıkan yetkiliye arz ediyor. karşı taraftaki yetkili olduğu söylenen şahıs depo elemanı için kendilerinin aranmaması gerektiği kendilerinin üniversite mezunu, prezentabl elemanlarla diyalog halinde olduklarından bahsediyor. bunu duyan bölge müdürü gayet sinirlenerek ağzını açıp gözünü yumarak bir elinde telefon ağzında küfür diğer elinde direksiyon araba kullanmaya devam ediyor.
bir nevi hamili kart yakinimdir hadisesi bu. vakıflar, dernekler ve çeşitli kuruluşlar insan kaynakları merkezi gibi çalışıyor. bunun çok da kötü bir durum olduğunu düşünmüyorum. sonuçta insan sürekli diyalog halinde olduğu kurum ve kuruluşların referansını önemseyebiliyor ve herkesin güvenirlilik standartları farklı olabiliyor. fakat depo elemanı bulamayız illa size müdür vereceğiz tarzı bir hareket de halka nasıl bakıldığının bir göstergesi.
Etiketler: fasa fiso,
insan kaynakları,
telefon,
üniversite
Oca 30
bir insanın gelişim sürecine şahid olamayacağımı düşünürdüm. bu yüzden çocuk yetiştiremeyeceğimi ve hatta çocuğu yetiştirme, eğitme görevini anne dahi alsa onun yanında yaşamıma devam edemeyeciğimi düşünürdüm.
evlilik sürecinde bu korku devam ediyordu. ahmed yasin aramıza geldiğinde henüz biz bebeklikten kurtulduk mu ki diye soruyorduk kendimize. kucaktan, kundaktan, beşikten sıyrıldıktan sonra başlayan sorularıyla bizi güldürdü, düşündürdü, eğitti ve eğitmeye devam ediyor.
sürekli ama sürekli öğrenen bir birey, sürekli ve hızlı bir şekilde aklına alan, onu unutmayan gerektiğinde rahatsız edecek kadar hatırlatan ve hiç bir şekilde dünyayı umursamayan bir arkadaşımın tabiriyle organik anarşist.
bu sıralar ormandan çıkaramıyoruz ahmed yasin’i. yolda yürürken elinde mutlaka bir ağaç parçası olmalı. ıslak veya çamurlu değilse toprakları mutlaka ellemeli. otları koparmalı. hava iyiyse üzerinde yuvarlanmalı.
eline aldığı silahıyla (herhangi bir gereç) atına biniyor ( bu at bazen annesi, bazen ben bazen de başkası) ve ormanında ilerliyor. “geldik herhalde oğlum” dediğimde “yok henüz gelmedik” diyor ve yolunu tamamladığında sevinç nidaları atıyor.
bir gün bir ormana girsek ve ailecek kaybolsak… herşeyden uzak… herkesten uzak…
Etiketler: dene-me,
ahmed yasin,
orman,
oyun
Oca 28
cuma ertesi anahtar alınmadan dışarı çıkıldığı için 2 arkadaşla beraber dışarda kaldık. anahtarı almadıklarını farkettikleri saat de gecenin 12:30′u idi. bir komşudan tornavida ve bir kaç araç gereç alarak kapıyı zorladık fakat açmamız mümkün olmadı.
kredi kartlarının çilingir servisleri geldi aklımıza, internet cafede sabahlama fikri geldi fakat güzelim ev varken ve arada sadece bir kapı varken ev dışında kalmak bünyemize ağır geldi. internetten çilingir diye arattık ve gecenin 1′inde çok da umudumuz olmamasına rağmen şuradan bulduğumuz numarayı (444 0 193) aradık. 10-15 dk içinde gelebileceklerini söylediler. 50 ytl’yi gözden çıkarttığımızı aramızda konuşurken onlar da tam üstüne basarak 50 ytl. ücret istediklerini ifade ettiler. ve istanbul’un ücra köşelerinden birinde olmamıza rağmen dedikleri saatte de gelerek bizi şaşırttılar.
bizim 6 tornavida, 3 kerpeten, 8 dozerle 30 dk. uğraşmamıza rağmen açamadığımız kapıyı bir tornavida ve küçük bir demir vasıtası ile 30 sn. sürmeden açtı gelen amcamız. ücreti verdik ve eve daldık. gün yorucu idi gece yorucu oldu ertesi gündüz daha da yorucu.
çilingirlik hizmetini duyurmuş olayım dedim. google gayet bunu yapıyorsa da ücret olsun, güvenilir olup olmayacakları konusunda bir önfikriniz olsun istedim.
Etiketler: davul-tokmak,
dene-me,
fasa fiso,
çilingir,
kapı,
karmaşa,
macera,
nisyan
Oca 22
muallim lafzını kullanmıyoruz artık. tdk öğretmen tanımıyla eşleştirmiş muallim’i. eğitim kurumlarımızdaki eğitim veren personele “öğretmen” deniyor. öğretmekten geliyordur sanırım.
milli eğitim bakanlığını web sitesinde öğretmenlerle ilgili özlü sözler kısmı var. oradan bir kaç alıntı yapmak istedi canım:
Öğretmenlik Tanrı sanatıdır. (Hz.Ali)
Eğitimdir ki bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da milleti esaret ve sefalete terk eder. (Atatürk)
Dünyada her şeye değer biçilebilir, ama öğretmenin eserine değer biçilemez. Çünkü, onun eseri her şeydir ve hem de hiçbir şeydir. (Socrates)
bir de eğitimle ilgili pink floyd’dan unutulmaz bir enstantanemiz var herkesin bildiği:
we don’t need no education
aslında ben bunları ne için yazıyorum. sabah 6:18′de kalkan ben 7 gibi henüz güneş doğmadan ofiste olur. ve saat 10:30 a kadar neredeyse gününü yarılamıştır. gelen telefondaki ses henüz yeni okula gidildiğinden, okula gidildiğinde de öğrencileri geziye götüreceklerinden bahseder. bundan sonraki bahis konusu ise sömestr tatilidir. kesinlikle kıskandırmak ya da kızdırmak gibi bir gaye yoktur. fakat insan bu tür hikayeler duya duya psikolojisini yıpratabilir, canı sıkılabilir vs…
boşverelim değil mi. aslolan: “yaşasın okullarımız, biricik öğretmenlerimiz, tek tanecik müdürlerimiz”
Etiketler: dene-me,
fasa fiso,
iş güç,
muallim,
öğretmen,
okul
Oca 18
başörtüsü meselesi güncel siyasete çok fazla alet ediliyor. kimi dönem başörtüsü sorununun hiç bir şekilde kendi sorunu olarak algılamayacak çeşitli insanların bile sorunu haline geldiğini görüyoruz. halka oynamak, tribünlere şarkı söyletmek basit iştir. önemli olan trübünlere söyletmek değil doğruları hayata geçirmek, iyi yaşamak, kötülüğü de ortadan kaldırmaktır. fakat öyle bir çağda yaşıyoruz ki maalesef bu laftan sonra başörtüsü örtmeyen bayanları ortadan mı kaldırmak istiyor bunlar bile denebilir.
sadece cumhurbaşkanlığı seçiminde seçim protestosunu yaygınlaştırmayı amaçlayanlar oldu. bense hayatım boyunca bu tarz kirli işlerde ufacık da dahi parmağım olmasın diyerek sandığa gitmedim. bundan sonra da beni sandalyemden, yatağımdan, evimden çıkarıp oy kullanmaya götürmeleri çok zordur.
tayyip efendi’nin yurtdışına çıkarken başlattığı ve dönüşte de devam ettirdiği ve gündeme taşıdığı başörtüsü hadisesi tepe gündem maddesi haline geldi. ve sanki başörtülü öğrenciler okullarına girebilecekler. e madem sokacaktınız tekrar neden 10 senedir almıyorsunuz. 10 senedir okullara alınmayan, okulundan atılan öğrencilerin günahı neydi. madem başörtüsü takmak günah değildi de neden yasakladınız. ya da günahsa şimdi neden serbest bırakacaksınız.
ikna odalarınızın yerini ne alacak şimdi merak ediyorum. anılarımızı bile zar zor hatırlıyoruz şimdi yasağın başladığı 97-98 senesinden. biliyoruz okullarınızın 5 para etmeyeceğini. fakat bu mesele sadece okul değil bunu da biliyoruz. kamusal alan diye tanım koyar içini de utanmadan kendiniz doldurursunuz herşeyde yaptığınız gibi.
“ben”leriniz yüzünden unutmadınız mı bizi zaten? ibrahim babamız, dedemiz, atamız, peygamberimiz olsa da öğretse hepimize tekrardan tevhidi. sınıfsal ayrımı, ilk nesil insanları. ateş bile olsanız ibrahim’i yakamazsınız biliyorsunuz değil mi?
Etiketler: davul-tokmak,
dene-me,
başörtüsü,
ibrahim,
ikna odaları,
okul,
tesettür sorunu,
üniversite
Oca 17
bu aydilge‘nin kahramanı tuğyan aslında bizim eskimizdeki tuğyandır. bizim eskisi ise bazılarının yenisidir. keşke bu tuğyan, tuğyan da olsa bizim hem eskimiz hem de eskimemişimiz olsa… olay bu mudur peki? değildir.
abim bir arabanın arkasına yazılan veya yapıştırılan bir yazı söyledi sanırım geçen sene görmüş yolda: “AZMAYIN! ALLAH VAR!” şeklinde bir yazı. ünlemleri ben koydum. ama yazıya ben olsam bir şey daha ekleyerek “ve sadece yukarıda değil…” ifadesiyle bitirirdim. çok da bağırmazdım ama sesle duyurulacak bir fikir belirtme biçimi de değilmiş…
Etiketler: davul-tokmak,
dene-me,
allah,
aydilge,
azmak,
tuğyan
Oca 14
istanbul’da su manzaralı mekanlara karşı ayrı bir ilgi olduğunun hepimiz farkındayızdır. özellikle boğaz manzarası istanbul’da yaşayanlar ve hatta istanbul’da yaşamayanlar tarafından sevilir, konuşulur, üzerine yazılar, şiirler yazılır.
ilk başta su manzaralı dedim çünkü sadece boğaz değil çeşitli kurumlar tasarladıkları dış mekanlara yapay göletler kurup etrafına masalar yerleştirerek ilgi çekmeye çalışıyorlar. pierre loti tepesi, çamlıca tepesi ve bilumum tepeler tepe olmayan, su görmeyen veya su yanına kurulmayan tesislere göre daha fazla ilgi çekiyor. ücretler de buna göre biraz artış gösteriyor. belediyeye ait tesislerde fiyatlar diğer özel firmaların fiyatlarına göre ‘bedava’ olarak nitelendirilebilir. belediye tesislerinde tek sıkıntının iç mekanlarda sigara içilmemesi olduğunu düşünüyordum fakat gelecek yasakla beraber diğer mekanlara da bu yönde baskı yapılacağı aşikar.
manzaralı, yiyecek ve içecek tüketilip çeşitli muhabbetler yapılabilecek mekanlar bu şekilde ilgi çekerken, kılınabilecek bir namaz sonrası eşsiz bir boğaz manzarası izlenebilecek, banklarına oturulup sigara tüttürülebilecek, pipo tüketilebilecek çok sayıda camiimiz de var. ortaköyden itibaren isimleri sayılabilir bu camiilerin. ortaköy’de yahya efendi ve ortaköy camii, arnavutköy camii, emirgan camii vs.
dün arnavutköy camiinde abdest alma bölümlerinde sıcak su aktığını da gördük. daha önce bir tek eskişehir’de görmüştüm bu durumu. eskişehirdeki ısıtıcı ile sağlanan bir sıcaklık değildi ve soğuk suyuda yoktu. orada tuvaletlerde dahi doğal kaynak suyu sıcak şekilde akıyordu. arnavutköyde sıcak ve soğuk tercihi sizin elinizde. kış vakitlerinde üşümemeniz için herşey tasarlanmış.
gülün gülün ben de öyle yapıyorum zaten 
Etiketler: dene-me,
fasa fiso,
boğaz,
camii,
manzara,
tesis
Oca 11
atalarımızı doğru yol üzerinde bulamama geleneğini peygamberlerimizden alıyoruz. inşallah çocuklarımız ve torunlarımız bizi dosdoğru bir yol üzerinde bulur diye dua ediyorum bu durum karşısında.
bizim bir dedemiz var. dünya yaşıyla 75′i geçti. ramazan ayında umreye giderek 100 gün (hacc dönemine kadar) kutsal beldede kaldı. bu onun 2nci kez gidişi hacc için. zorlu bir yolculuk yaptı. çoğumuzun yaptığı gibi uçağa binip de gitmedi ya da gidemedi. bu insanlar kaçak diye nitelendiriliyorlar çok ağırıma gidiyor. o kadar sıkıntıya oradaki milyonlardan yüzde kaçı katlanabilir bunu arada bir kendime soruyorum.
öncekilerin hikayeleri vardır hacc’la ilgili. “4 ayda gitmiş. atla, deveyle yapmış yolculuğunu” şeklinde anlatırlar. onlar geldi aklıma dedemizi hacc’dan sonra yaptığımız ziyaret sonrası. kaçımız 4 ay süreyle televizyonumuzdan, bilgisayarımızdan, hatunumuzdan, çocuğumuzdan, işimizden, dünyamızdan kopabilir? Devamı… »
Etiketler: davul-tokmak,
dene-me,
saygı,
selamlama,
ata,
cet,
emin belde,
hacc,
kitap
Son Fikirler